Zonguldak’ta Dini Kurumlar
ve
Bartın-Çaycuma-Devrek-Ereğli ve Zonguldak’ta Cumhuriyet Öncesi Müderrisler:
İstanbul Müftülüğü’nde bulunan, Osmanlı Devletinin Şeriyye sicillerinde yer alan ve günümüzde Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Şeriyye Sicillerinin olduğu arşivde, Bartın, Çaycuma, Devrek, Ereğli ve Zonguldak’ta görev yapan müderrislere ait yaşam öykülerini, Sadık Albayrak’ın ilgili eserinden, aslına sadık kalarak alıntıladık. Kendi araştırmalarımızı da ilave ederek, bir döneme ışık tutmaya çalıştık. Müslüman olmayan Osmanlı Yurttaşlarının ve Maden ocaklarında görev yapan diğer ülkelerin Müslüman olmayan vatandaşlarının yoğun nüfusa sahip oldukları bu bölgede, Cumhuriyet öncesi dini yaşantının ve dini kurumsallaşmanın daha iyi anlaşılabilmesi için, bu isimler üzerinde yapılacak araştırmalar, Zonguldak kent tarihinin bilinmeyenlerine kapı aralayacaktır. Gayri Müslimlerin Zonguldak’ta mevcut dini kurumları ve misyonerlik faaliyetlerine ilişkin bilgiler bir sonraki çalışmalarda ele alınacaktır.
Zonguldak’ta Yeni Camii’nin Yapımı: 08.10.1904'de; kaza merkezi olması nedeniyle nüfusu artan ve maden kömürü ocaklarında çalışan amelenin ve yerli Müslüman ahalinin ibadet gereksiniminin karşılanması için yeni bir caminin yapılma girişimi görülmektedir. İlgili belgede konu; 08.10.1904 Cumartesi, Zonguldak'ın kaza merkezi olması dolayısıyla müceddeden (yeniden) bir cami inşa edilmesi için Ereğli Maden-i Hümayunu arazisinden bir arsa tahsisi istirhamı ifadeleriyle gündeme getirilmiştir.(1)1904'te Kastamonu Valisi Mehmet Enis Paşa; nüfusu kaza olduktan sonra çoğalan ve "mevkien çok dar olan" Zonguldak'ta cami inşasına uygun görülen tek arsanın Ereğli Maden-i Hümayun Nezaretine ait olduğunu ve Nezaret memurlarının arsayı cami yapımına tahsis etmediklerini, zorluk çıkardıklarını, II. Abdülhamit'e şikâyet etmiştir. Şikâyet dilekçesinde Bahriye Nezaretine bu konuda talimat verilmesini arz etmiştir.(2) Bunun üzerine, 28.10.1904 Cuma, Zonguldak'ta iane-i ahali ile vücuda getirilecek cami-i şerifin maden arsası üzerine inşasına mümanaat (engel) olunmaması emredilmiştir. (3)
Zonguldak merkezinde bulunan Yeni Camii'nin inşasının, bu dilekçenin sonuçlandırılması üzerine gerçekleştiği düşünülmektedir.(4) Halkın ibadet gereksinimini karşılamak üzere mevcut camilerin yetersiz kaldığının anlaşılması üzerine, yeni ibadet mahallerinin inşası için, çıkarılan kömür üzerinden kömür ocakları sahiplerinden bir miktar kesinti yapılması gündeme gelmiştir. Daha sonra bazı Kömür ocağı sahibi Hıristiyanların, bu uygulamayı şikayet etmeleri üzerine, 04.06.1908 Perşembe, Zonguldak Maden Ocaklarında çalışmakta olan ameleye mahsus olmak üzere bir hastahane, pazar, cami, hamam ve mektep tesis ve küşadı için ocak sahipleriyle meclis-i idare azalarından oluşan bir komisyon teşkil edilerek çıkarılan kömürden ton başına para alındığı vs.nin Kastamonu Vilayeti'nden bildirilmesi kararlaştırılmıştır. (5)
Müslüman halkın dini duygularını güçlendirmek amacına yönelik olarak, 14.06.1914 Pazar, Zonguldak'ta Hükümet Dairesi karşısındaki Yeni camii şerif minberine teberrüken sakal-ı şerif ihsanı yapılmıştır.(6) Dini duyguları istismar eden ve cami yaptırma bahanesiyle halktan zorla para toplayanlara da rastlanmaktadır. Nitekim 11.08.1914 Salı tarihli arşiv belgesinde; Zonguldak'ta Laz Maden amelelerinden donanma ve cami ianesi (cami yardımı) toplayan Maden Amelesi Laz Reşit’in bilahare eşkıyalığa başlayarak jandarma tarafından yakalandığından tahkikat ve takibata gerek kalmadığı bilgisi yer almaktadır. (7)
Zonguldak’ta Medrese İnşası ve Açılması: 1882 tarihli Kastamonu Salnamesinde yer alan bilgilere, Safranbolu’da 12, Bartın’da 4 medrese olduğu belirtilmiştir. Devrek’te ise Camii Cedit ve Cihadiye olmak üzere iki medrese bulunmaktadır.(8) 1916 Müstakil Bolu Sancağında yer alan bilgilere göre, Devrek kazasına bağlı Çaycuma’da, bir medrese mevcuttur. Çaycuma’ya yakın Hacıkadı köyünde bir medrese vardır. Hacıkadı köyünde mevcut medresenin son müderrisi ise Kızılbelli Molla İbrahim (Bayar) hocadır.(9) Zonguldak’ta ilk medresenin de, 1908’de açıldığı görülmektedir.
Zonguldak’ta diğer ilçelere nazaran, medrese bulunmamasının nedeni, Zonguldak Valisi Sami Seçkin’in ve İl Milli Eğitim Müdürü Yılmaz Özdemir’in önsöz yazdığı, “Zonguldak İli Cumhuriyet Öncesi ve Sonrası Eğitim” başlıklı kitapta belirtildiği gibi, eğitime kayıtsızlık değil, Zonguldak merkezinin yeni kuruluş aşamasında ve Müslüman ahali nüfusunun az olmasıdır. Bu hiç şüphesiz demografik bir etkendir. 1911’de eski Havza-i Fahmiye müdürlerinden Abdullah Hüsrev Guleman; Ereğli kömür havzasında yaptığı incelemeler sırasında, Türkçenin sadece ameleye hitap edilirken kullanıldığını, Fransızca, İtalyanca, Hırvatça, Rumca, Ermenice ve Yahudicenin, Türkçeden daha çok kullanıldığını belirtir.(10) Nitekim Milli Mücadele’nin İlk yıllarında Zonguldak şehir merkezinde yabancı ve azınlık nüfusunun fazla olması nedeniyle, burada Türk nüfusunu artırmak için Bolu Milletvekili Tunalı Hilmi tarafından TBMM’ne kanun tasarısı dahi sunulmuştur. Tunalı Hilmi’nin Kanun tasarısının kabul edilmesi lüzumuna ilişkin yaptığı konuşmada; Zonguldak merkezde 50 Müslüman Türk evine karşılık, 1500’i aşkın yabancı, Rum ve Ermeni evinin bulunduğunu, Zonguldak merkezde gayri Müslim nüfusunun artığını bunu dengelemek için Müslüman Türk nüfusunun artırılmasına yönelik olarak, Zonguldak’a yerleşecek olanların askerlikten muaf bile tutulabileceğini ifade etmişti. Ancak askerlik hizmetini yapmak istemeyenlerin istismar edebileceği endişesiyle kanun teklifi kabul edilmemiştir.(11)
30.10.1905 Pazartesi, Hamidiye ile Zonguldak kazaları arasındaki Beycuması adlı pazar mahallinde inşa olunan medreseye padişahın adının verilmesi istenmiştir.(12) 28.12.1905 Perşembe, Hamidiye ile Zonguldak kazaları arasındaki Pazar mahallinde inşa olunan medreseye padişahın isminin verilmesi tekrar gündeme gelmiştir.(13) Açılan medresede, Halimem Türküsünün olay kişisi Deli Mehmet’in babası ve Milli Mücadele Beycuma civarında önemli görevler üstlenen Müderris Hüseyin Hoca efendidir. Kendisi Kör Hoca olarak tanınmıştır. 1908’de; Zonguldak kazası merkezine inşa olunan medreseye, resmen müderris tayin olunan Zonguldaklı Emin Sıtkı Efendi’dir.
Zonguldak’ta Niyabet Teşkilatı ve Şeyhülislamlık Makamı ile Kastamonu Valisinin Anlaşmazlığı: Şeri mahkemelerde kadı adına hüküm veren il merkezlerinden ziyade ilçelerde görevli kadı vekillerine Naib denilmekteydi. Niyabet ise, Kadı Vekilliği anlamına gelen ve direkt İstanbul’da mukim Şeyhülislama bağlı kadı vekilliğidir. Zonguldak'ta yerleşik Müslüman halkın; ibadet mahalli ihtiyacının, adı geçen caminin inşasıyla karşılanmasının ardından, Müftü statüsüyle Şeyhülislamlık makamı tarafından atama yapıldığı anlaşılmaktadır.(14) Nitekim 01.04.1908 Çarşamba tarihli arşiv belgesine göre, Müslüman ahalinin frengi hastalığına yakalanması için alınan tedbirler arasında, Zonguldak’ta evlenmek isteyen şahısların frengi hastası olup olmadıklarının tespiti için muayene edilmesi uygulaması hakkında Meşihat'a bilgi verilmesi de yer almaktadır.(15) Meşihata bilgi verilmesi, gayrimüslim nüfusun yoğun olduğu Zonguldak havalisinde, dini bir kurumun emek yoğun üretim ilişkisinin görüldüğü toplum yaşamında, nasıl otorite haline geldiğini göstermesi açısından önemlidir.
Haziran 1908'de Kastamonu Valisi Fuat Bey; Şeyhülislam'ın Zonguldak naibi Salih Efendi'yi görevden almış, bunun üzerine Şeyhülislam Kastamonu valisinden şikâyetçi olarak, valinin kendisine bağlı olmayan bir görevliye işten el çektirerek mağdur etmesini gündeme getirmiştir.(16) Konu 07.06.1908 Pazar tarihli arşiv belgesine, Zonguldak naibinin işten el çektirilmesi ifadeleriyle intikal ettirilmiştir.(17) 18.06.1908 Perşembe, Zonguldak Naibi Salih Efendi hakkında yapılacak tahkikat gündeme gelmiştir.(18) Şeyhülislam; Zonguldak'ta kendine bağlı görevlinin, kendi sorumluluk alanında olmamasına rağmen, Kastamonu Valisi tarafından görevden alınmasına şiddetli tepki göstermiştir.(19) Şeyhülislam'ın tepkisi Zonguldak Naibinin görevden alınmasının önüne geçememiştir. Nitekim 21.11.1908 Cumartesi; Zonguldak Kazası Naibliği'ne Çarşamba sabık Naibi Recep Efendi'nin tayin edildiği görülmektedir.(20)
Kastamonu Valisi Fuat Bey; 24 Mart 1907'de göreve başladıktan sonra, Zonguldak'ta kömür ocaklarında inceleme yapmış ve iş kazalarının önlenmesini istemiştir.(21) Muhtemelen halkın şikâyeti ve Şeyhülislam Naibinin duyarsızlığı üzerine bu tasarrufta bulunduğu anlaşılmaktadır. II. Abdülhamit taraftarı olan Kastamonu Valisi Fuat Bey, İttihat ve Terakki cemiyeti üyesi olduğu düşündüğü Şeyhülislam Naibini görevden almış olmalıdır. Kendisi, II. Meşrutiyet'in ilanından sonra Kastamonu Valiliği görevinden alınmıştır.
Zonguldak merkezde yerleşik Müslüman ahalinin nüfusunun artışına paralel, ölümlerde artmıştır. Bunun üzerine hayır sahibi Müslümanların bu ihtiyacı gidermek, Müslüman cenazelerinin gömülebileceği mezarlık teşkili için kendi mülkiyetlerindeki arsaları bağışladıkları görülmektedir. 05.07.1911 Çarşamba, Zonguldak civarında Kabristan Üzeri denilen mevkide Arnavut Mehmet Efendi'nin terk ettiği tarlanın İslam Kabristanı'na ilavesi söz konusu olmuştur.(22) Fransızların Ereğli’yi işgali, Müslüman olmayan unsurların kargaşa çıkarmalarının yanı sıra, köylerine gelip giden ocak amelesini soyan eşkiyaların yerli halka zulüm ettiği görülmektedir. En trajik olay ise, Cumayanı köyü imam hatibinin ailesiyle birlikte yakılmasıdır. Konuyla ilgili, 31.03.1919 Pazartesi tarihli belgede, Zonguldak'ın Cumayanı(23) karyesi hatibini ailesiyle birlikte ateşte yakıp asayişi ihlal eden eşkıyanın tenkiline dair Umum Jandarma Kumandanlığı'ndan Bolu Mutasarrıflığı'na çekilen telgraf önem arz etmektedir.
Bartınlı Hafız Ali Efendi: Ahmet Ağa’nın oğlu olup, 1290h. /1289 mali yılında (1873–1874) Bartın kazasının Ada-Mescit(25) mahallesinde doğmuştur. Mebadi-i ulûmu ve bir miktar Arapçayı kasabasında okuduktan sonra Dersaadete gelerek Beyazıt Camii Dersiamlarından Kayserili Mahmut Hamdi Efendi’den 1322h. (1905) senesinde icazet almıştır. Türkçe, Arapça, kitabet edip, Farsçaya aşina idi. 22 Teşrinisani 1325 senesinde Bartın kazasının Kırtepe(26) Karyesi Mekteb-i İbtidaiye muallimliğine tayin edilmiş ve buradan 2 Teşrinievvel 1326 senesinde ayrılmıştır. 24 Eylül 1327 (1910) tarihinde Amasra nahiyesi niyabetine tayin edilmiştir. Bu vazifede 6 Şubat 1334 (1915) senesine kadar istihdam edilmiştir.(27)
Çarşambalı (Çaycuma) Osman Fevzi Efendi: Rum Mehmet Paşa’nın ahfadından El Hac Süleyman Sabri Efendi’nin oğlu olup h.1257 (1841–1842) senesinde Çarşamba kazasında doğmuştur. Çarşambada ilk mektebi bitirip sonradan medreseye girmiş ve dini ve Arabi ilimleri tahsille feraiz okumuş ve iki adet icazet almıştır. H.1271’de İstanbul Bâb Mahkemesine girmiş ve H. 1289’da Boğazlıyan, Kanunisani 1293’ te (1877) Kastamonu’ya bağlı Ereğli, Haziran 1297’de Merzifon, Mayıs 1300’de Goryan, Haziran 1304’te Tirebolu, Eylül 1306’da Marmara Ereğli, Eylül 1307’de Tırnova, Mayıs 1309’da Buka, Temmuz 1314’te Baalbek, Mayıs 1317’de Umran ve Ağustos 1323’te Eceabat niyabetlerine tayin olunmuş ve Haziran 1325’te (1908) vazifeden ayrılmıştır. H.1295’te taşra ruûsuna nail olmuş ve Muharrem 1309’da Musıla-i Süleymaniye müderrisliğine terfi etmiştir.(28)
Çarşambalı (Çaycuma) Said Bey: Rum Mehmed Paşa ahfadından Hüseyin Beyzade Sadrı esbak Bolulu İzzet Paşa’nın oğludur. Babasının ilk sadaretinde 1775’de ikinci Mir ahur ve Kapucı başı, müteahhiren dört defa Kapucılar Kethüdası, üç defa birinci ahur iken orduya gönderilip Sadrı âzam Yusuf Ziya Paşadan mührü hümayunu aldıktan sonra hasta olup orduda vefat etti. Ali Paşa Camisi pencerelerinden birinde kendisine ait hat örneği bulunmaktadır. Altında imza olarak Mehmet Said İzzet Paşa zade imzasının bulunduğu, Mahmud Kemal İnal tarafından belirtilmektedir. (29) Gerek Osman Fevzi Efendi ve gerekse Said Bey; Devrekli Tarih Öğretmeni Mehmet Köktürk’ün akrabasıdır.
07.08.1774 Pazar tarihli belgede; Sadaret Kaymakamı Mehmet İzzet Paşa'nın oğlu Mehmed Said Beye kapıcıbaşılık tevcihinin yapıldığı görülmektedir.(30) 23.11.1775 Perşembe tarihli belgeden, Mehmet Said Efendinin öldüğü anlaşılmaktadır. Sabık Sadrazam İzzet Mehmed Paşa maiyetinde bulunan oğlunun vefatı üzerine şer' marifetiyle satılan metrukât parasını babasının tamamen aldığına dair ifadelerinden Said Beyin Babası ile hareket ettiği anlaşılmaktadır.(31)
Devrek Medreseleri ve Devrekli Müderrisler:
Devrek Halveti Tekkesi Şeyhi-Devrek Müftüsü ve 1. Mecliste Bolu Mebusu Hacı Abdullah Sabri Efendi- Devrekli Şair Rüştü Onur’un Dedesi…
Evkaf (vakıflar) ve Şer'iyye (Adalet Bakanlığı) sicillerine göre Devrek'te biri Cihadiye Medresesi, diğeri Cami-i Cedid Medresesi olmak üzere iki medrese mevcuttur. Cihadiye ve Cami-i Cedid medreselerinde eğitimin Arapça ağırlıklı olduğu ve filolojik bir eğitimin verildiği anlaşılmaktadır. Bunun yanısıra Riyaziye (matematik), Felasife (felsefe) ve Muhakemat (mantık) dersleri de okutulmaktadır. (451) Bugünkü Tekke Camisi'nin bulunduğu yerde, Tari k-i Halvetiye'ye ait bir tekke ve zaviye yer almaktadır. Tekke Camisi'nin banisi olarak Yusuf Ziyaeddin Efendi bilinmektedir. Tekke Camisi'nin inşa tarihi ise 1841'dir. Caminin yapılışında Devrek hâkimi Ömer Safi Efendi'nin (Ölm.1857) katkısı ve gayretleri olmuştur. Caminin bahçesinde bulunan mezar taşında ondan "Sahibü-l Hayrat" yani hayırlar sahibi şeklinde bahsedilmektedir. Tekke ve zaviyelerin kapatılmasını içeren kanun çıkmadan önce burası ilmi sohbetlerin yapıldığı dini eğitimin verildiği bir sosyal mekân olma özelliğine sahiptir. Çünkü tekke o devrin hastanesidir, spor yurdudur moral kaynağıdır, dinlenme kampıdır. Tekke o beldenin güzel sanatlar akademisidir edebiyat ocağıdır. Fikir ve kültür merkezidir. Günümüzde yaşayan birçok din görevlisi burada aldıkları eğitimi hatıralarında dillendirmektedir.
Devrek Müftüsü Hacı Abdullah Sabri Efendi Kurtuluş Savaşı sırasında burada toplantılar düzenlemiş, Milli Mücadelenin gizli örgütlenmesi bu tarihi mekânda gerçekleştirilmiştir. Tarihi kayıtlardan anlaşıldığına göre Devrek (Hamidiye) merkezde bulunan Cihadiye ve Cami-i Cedit medreselerinde şu şahıslar müderrislik yapmıştır; Kara Hoca lakaplı, Hacı Abdurrahim Efendi, 1902–1910 yılları arasında Devrekli İsmail Necati Efendi, Devrek Müftüsü ve 1. dönem Bolu mebusu Hacı Abdullah Sabri Efendi, Hacı Abdurrahim Efendi'nin mahdumu (oğlu) İsmail Efendi, Hüseyin Çavuşoğlu köyünden müderris Hüseyin Molla.(32)
Beycuma Müderrisi Hüseyin Molla…
Devrekli Ahmet Hulusi Efendi: Arapzade Ömer Ağanın oğlu olup 1274 h.senesinde (1857–1858) Devrek’te Balânice köyünde doğmuştur. Köyündeki İptidai Mektebinde okuyup bilahare Devrek’te bulunan Cami-i Cedid Medresesinde 5 sene kadar tahsil bulunduktan sonra İstanbul’a gelerek Sultanahmet Medresesinde ikamet ederek ulûm-i âliye ve âliyeyi tederrüs ederek icazet almıştır. Bu arada Mekteb-i Nüvvab’a devam ederek, h.1312’de 5.sınıf niyabetle şahâdetname almıştır. Mezuniyetten sonra 17 Mart 1314’ten 22 Şubat 1315’e kadar Ankara’nın Bâlâ kazası niyabetinde, 1 Mayıs 1315’ten 11 Mart 1318’e kadar Sivas’ın Bünyanhamit (diğer adı ile sarımsaklı) kazası niyabetinde, 10 Eylül 1318’den 19 Ağustos 1320’ye kadar ikinci defa olarak Bâlâ niyabetinde, 23 Şubat 1320’den 1 Şubat 1322’ye kadar Lapseki niyabetinde, 18 Eylül 1323’ten 19 Ağustos 1325’e kadar Çerkeş Niyabetinde bulunup, 7 Teşrinisani 1325’ten itibaren de 3.defa olarak Bâlâ niyabetine tayin edilmiştir. İptidai Hariç Bursa Müderrisliği ruûsu ile nikel Hicaz Demiryolu Madalyasına haizdir. 16 teşrinievvel 1327’de Bâlâ’dan ayrılmış ve 21 Şubat 1328’de Haymana niyabetine tayin edilmişse de 4.sınıf nüvvabtan olduğundan tayininde yanlışlık olduğu tebeyyün etmiş ve 10 Temmuz 1328’de (1911), kendi sınıfından bulunan Keskin kazasına niyabetine nakl edilmiştir.(33)
Ahmet Hulusi Efendinin mezar taşı..
Günümüzde Çolakpehlivan Köyü'ne bağlı Araboğlu ya da Boncukoğlu Mahallesi mezarlığında bulunan mezar taşında ise, Arapoğlu Ahmet Hulusi Efendi'nin Bolu Kadılığı'ndan emekli olduğu yazmaktadır. Mezar taşındaki ifadeden Ahmet Hulusi Efendi'nin 18–8–1929 tarihinde vefat ettiği anlaşılmaktadır.
Devrekli Feyzullah Şükrü Efendi: Devrekli İbrahim Ağa’nın oğlu olup 1246 h. Senesinde (1830–1831) Devrek kasabasında doğmuştur. Mevâli’den Nevşehirli Hazim Efendiden Arabi ilimleri tahsil ile icazet almıştır. 1285’den 1294 mali yılına kadar Matbaa-yi Amire’de Musahhihlik yapmış ve Kavam-i Nakdiye (kağıt paralar) nin Matbaa-yi Amire’de tab olunması cihetiyle kitab tab’ı (basımı) tatil edildiğinden açıkta kalmıştır. 16 Şubat 1294’de mülazemetle ve 1296’da ise maaşla Fetvahane Pusula Odası(34) İkinci sınıf Müsevvitliğine tayin edilmiş ve 28 Mart 1299 tarihinde niyabet vazifesi ile Yeniköy Niyabetine tayin edilmiştir. 23 Şubat 1301’de Üsküp Niyabetine tayin edilmiş ve hakkında vaki bir şikâyet üzerine 5 Teşrinisani 1303’te azledilmiştir.
25 Mart 1306’dan 27 Ağustos 1308’e kadar 2500 kuruş maaşla Cebel-i Arabi Niyabetine tayin edilmiştir. 21 Kanunievvel 1308 tarihinde Fetvahane’nin Birinci sınıf Müsevvitliğine terfi etmiştir. 15 Eylül 1284’te Tarik maaşına nail olmuştur. 9 Nisan 1310’da uhdesine Havas-ı Refia Mevleviyeti tevcih edilmesinden naşi Tarik maaşı kaldırılmıştır. 28 Mayıs 1318’de de bu bu mevleviyyetten infisal (ayrılmıştır) etmiştir. 1297h. Senesinden 1302 senesine kadar Huzur-i Hümayun Ders-i Şerif Muhataplığında (1880–1885) bulunmuştur. Uhdesine 13 Muharrem 1285/20 Nisan 1284’de Hareket-i Hariç’e, 27 Şevval 1291/23 Teşrinisani 1290’da İbtidai Dahil’e, 9 zilkade 1294/13 Teşrinisani 1293’te Musıla-i Sahn’a, 29 Zilkade 1293/10 Teşrinievvel 1297’de İbtidai Altmışlı’ya, 21 Muharrem 1304/14 Temmuz 1306’da Musıla-i Süleymaniye’ye ve 25 Zilhicce 1310/27 Haziran 1309’da Hamise-i Süleymaniye’ye ilmi bakımından terfi etmiştir.
Huzur-i Hümayun Muhataplığında bulunduğu sıralarda 4.rütbeden Sadakat Nişanına nail olmuştur. 22 Mart 1313’te Karahisar-ı Sahip Niyabetine tayin edilmiştir. 16 Nisan 1319’da bu niyabetten infisal etmiştir. 24 Mart 1321’den 1 Haziran 1322’ye kadar Erzurum Niyabetinde bulunmuş ve infisal tarihinden itibaren Diyarbakır ve Denizli Niyabetlerinde istihdam edilmiştir. Diyarbakır Niyabetinde pek az bir zaman kalıp 23 Eylül 1323’den 17 Mayıs 1325’e kadar Denizli Niyabetinde bulunmuştur. 25 Zilkade 1327’de yaşı nizami haddi aştığından tekaüde sevk edilmiştir. Uhdesine Bir sene zabt etmek üzere 15 Mayıs 1319 tarihinde Bilâd-ı Hamse’den Bursa Mevleviyeti tevcih edilmiştir. 4 Mayıs 1320’de mezkûr mevleviyyetten münfasıl olmuştur.(35)
Devrekli İsmail Efendi: Müderrislerden Hacı Abdurrahim Efendinin oğlu olup 1291h. senesinde (1874–1875), Devrek kazasının Cami-i Cedit mahallesinde doğmuştur. İlk tahsilden sonra babasının müderris bulunduğu Cihadiye Medresesinde bir müddet okumuş ve İstanbul’a gitmiştir. Bayezıt dersiamlarından Kayserili Mahmut Hamdi Efendinin ders halkasına dâhil olmuştur. Hocasından 1322h. Senesinde icazet almıştır. Teşrinievvel 1317’den Mayıs 1323’e kadar Devrek Şer’iye Mahkemesi Başkanlığında bulunmuştur. Daha sonra Çarşanba (Çaycuma) nahiyesi naibi olmuştur. Hakkında şikâyet vaki olduğundan bu vazifesinden alınmış de alınmıştır. Yakacık köyünden Kadıoğlu Rıza’dan rüşvet alıp silâhaltında bulunan Hasan İmamoğlu Rıza’nın zevce-i menkuhe-i gayr-i medhalesi (nikâhlı olup, ilişkide bulunmadığı karısı) Satı’yı, Kadıoğlu Rıza’ya teslim ettiğinden kadı mumaileyh mahkemeye verilmiştir. Bunun yanında Çarşamba nahiyesinde halkın sevgisini kazanmış bir zattı.(36)
Müderris Abdurrahim Çelebi’nin oğlu, Kadı İsmail Karaçelebi…
İsmail Efendi; Cihadiye Medresesi müderrislerinden Hacı Abdurrahim Efendi ve Gülsüm Hanımın oğludur. İstiklal Savaşı sırasında Perşembe Medresesi'nde müderristir. Cumhuriyet döneminde ise dava vekilliği yapmıştır. İsmail Efendi; Münevvere; Zekiye, Hatice, Behiye ve Cemile Zahide hanımlarla evlenmiştir. Zekiye hanımla evliliğinden; 1898'de Ahmet Ragıp, 1901'de Hüseyin Ratip, 1900'da Zühre, 1905'te Mehmet Sabit, 1907'de Hasan Kadri ve Abdurrahim Rahmi isimlerini verdiği çocukları dünyaya gelmiştir. İzzet ve Emine kızı eşi Zekiye Hanım; 1876 doğumlu olup, 28.08.1919'da vefat etmiştir. Daha sonra Abdulkadir ve Hafizeden olma, 1876 doğumlu Münevvere hanımla, 1921'de evlenmiş, 09.03.1925'te Ömer Saip, 23.03.1927'de Feride isimli çocukları dünyaya gelmiştir. Münevvere Hanım; 24.02.1973'te ölmüştür. Cemile Zahide hanımla olan evliliğinden 14.02.1922'de Ali Akıp adını verdiği çocuğu olmuştur. Kendisi de, 17.06.1959'da vefat etmiştir.(37)
Devrekli İsmail Necati Efendi: Rençber Ömer Ağa’nın oğlu Kanunievvel 1261’de (1845) Devrek Dirgene Köyünde doğmuştur. Nisan 1286’da İstanbul’da Rüstem Paşa Medresesine girmiş ve Bayezıt Dersiamlarından Ankaralı Osman Nuri Efendi2nin talebeleri arasına katılmıştır. Şubat 1301’de hocasından icazet almıştır. Memleketine gidip Devrek Şer’iye Mahkemesinde çalışmaya başlamış ve Haziran 1318’de Devrek Kazası Müderrisi olmuştur. 1910 senesinde Devrek müderrisi idi. Kendisine Edirne Medrese-i Hamise-i Muhaddisiye Müderrisliği ruûsu da tevcih olunmuştur.(38)
Devrekli Mehmet Galip Efendi: Hacı Recep Fikri Efendi’nin oğlu olup 1868’de Devrek kazasının Cami-i Cedit mahallesinde doğmuştur. Babası Devrek kazası idare meclisi azalığı yapmıştır. Kur’an-ı Kerim’i hıfz ettikten sonra 1983’te rüştiyeye girmiştir. İki yıl sonra şahadetname almış ve medreseye girmiştir. Cami-i Cedit Medresesinde müderris Abdurrahim Rahmi Efendiden sarf ne nahiv derslerini görmüştür. 1889’da İstanbul’a gelip Sultanahmet Han Medresesi’ne kayd ve kabul olunmuştur. Ayasofya Camii Dersiamlarından Karahisar-ı Sahipli Mustafa Asım Efendi’nin ders halkasına girmiştir. Müddetini ikmalle hocasından icazet almıştır. 1894’de Devrek’in kaza merkezi olarak ismi Hamidiye olduğundan burada Şer’iyye Mahkemesi kâtipliğine tayin edilmiştir. İki yıl sonrada bu kazaya bağlı Çarşamba (Çaycuma) nahiyesi niyabetine tayin olunmuştur. Mayıs 1899’da Ankara’ya bağlı Günyüzü nahiyesi niyabetine tayin olunmuştur. Temmuz 1903’te Suruç, Nisan 1907’de Bor ve Kânunusani 1909’da Göynük kazası niyabetlerine tayin olunmuştur. Şubat 1911’de Ayaş kazası kadısı olmuştur. Vefat tarihi olan 18 Eylül 1916 tarihine kadar Ayaş kazası kadılığında bulunmuştur.(39) Mezarı Ayaş’tadır.
Devrekli Abdurrahim Efendi: Kara Hoca lakaplı Hacı Abdurrahim Efendi'nin ailesi Irak muhaciri yani göçmenidir. Halepte 12 sene medrese eğitimi görmüştür. Çarşamba (Çaycuma)nın Nacaklı Çelebi Divanı'na bağlı Uluköy’e ailesi yerleşmiştir. 1882-1883'de Cami-i Cedit Medresesi'nde Müderrislik yaptığı, sarf ve nahiv derslerine girdiği bilinmektedir. Kadı İsmail Efendi'nin babasıdır. Abdurrahim Efendi; İsmail ve Emine'den 1832'de doğmuştur. Mehmet ve Emine'den olma, 1849 doğumlu Gülsüm hanımla evlenmiştir. Bu evlilikten; 1875'te İsmail Karaçelebi, 1880'de Mahmut, 1883'te Mehmet Ün isim ve soyadlarını taşıyan çocukları dünyaya gelmiştir. Diğer eşi Saide Hanımdan ise, 1881'de Abdurrahim Karaçelebi doğmuştur. İlk eşi Gülsüm Hanım; 14.03.1913'te ölmüştür. Kendiside; 14.03.1914'te vefat etmiştir.(40) Devrekli ünlü baston ustası ve tasarımcısı Münteka Çelebi’nin de dedesidir.
Ereğlili Hafız Ahmet Efendi: Bender- Ereğlilidir. (Karadeniz Ereğlisi) İlm-i fıkıh da yed-i tûlâ(41) sahibi olmakla, fetvehanede baş müsevvid(42) oldu. Ağustos 1789’da Yenişehir Molası olup bu senede vefat etti. Oğlu Said Efendidir.(43)
Ereğlili Hattat Faik Efendi: Ömer Faik Efendi; Karadeniz Ereğlisi Kürekçi oğullarından Kürekci Ali Efendinin oğludur. 1855’dee Ayasofya’da Yerebatan mahallesinde, Şeftali sokağındaki evde doğmuştur. İbtidai mektepte okudu. Topcu başı Bâli Süleyman Ağa mektebine hocası Şumnulu Ömer Rüştü Efendiden sülüs ve nesh meşk etmeğe başladı 1871’de Ömer Rüştü Efendiden ve Bahri Efendiden icazet aldı. Yazıda tekemmül etmek için Kadı asker Mustafa İzzet Efendiye müracaatında, Mustafa İzzet Efendinin has öğrencisi Şefik Beye tensib (yönlendirildiğinden) eylediğinden sekiz sene ondan sülüs, nesh ve sülüsü celisi teallüm etti. İlk yazı hocası Ömer Rüştü Efendinin vefatı üzerine, Süleyman Ağa mektebi yazı hocası oldu. Diğer mekteplerde de yazı talim eyledi. 1919’da vefat etti. Silivri kapısı dışında Seyyid Nizam caddesinde Balâ kabristanına defn olundu. Oğlu Harbiye ketebeliğinden (katipliğinden) emekli Muhyiddin Bey’dir.
Muhyiddin Bey babası ile ilgili şu bilgileri vermiştir; “Ömer Faik Efendi, devlet hizmetinde bulunmadı. Hayatı sofiyane geçti. Kimsenin işine karışmazdı. Cerrah Paşada Davud Paşa Çeşmesi sokağındaki evinde yazmak ve okumak ile vakit geçirirdi. Meşhur hattatların, camiler, türbeler ve resmi dairelerin kapıları ile mezar taşlarındaki yazılarını ziyaretten zevk alırdı. Kağıtçılar ve Mücellitler Kethüdası Hacı Ahmet Efendinin Bayezid’deki dükkanında Sami ve İlmî Efendilerle gibi ma’ruf hattatlar ile yazıya dair sohbet ederlerdi. Mürekkebini kendi yapar, kâğıtlarını kendi aherler(44) ve mukavvalarını imal ederdi. Tezhib sanatını Hacı Ahmed Efendiden öğrendi.” Faik Efendinin karalamaları, İcazetname ve yazıları, yüzden fazla iğnelenmiş yazı kalıpları, oğlu Muhyiddin Bey tarafından Topkapı Sarayı müzesine bağışlanmıştır. eserleri, Balâ Camisinin dışında kıble tarafında taş üstünde, Topcubaşı Türbesinin saçak altında ve Balâ Çeşmesinde bulunmaktadır. Balâ Tekkesinin kapısı üstündeki celi kitabe, Topkapı Sarayı bahçesinde kubbe altı tarafında duvarda asılıdır. Kur’a-ı Kerimi büyük kıt’ada surei Ali İmran’a kadar tahrir eylediği gibi en’amı şerifler, dua mecmuaları ve levhalarda yazmıştır. Yazısı pek güzel olduğu sofi meşreb ve maili inziva bulunduğundan, hattatlar arasında liyakati nisbetinde iştihar etmemiştir.(45)

Ereğlili Faik Efendiye ait hat örneği
Ereğlili Hasan Fehmi Efendi: Ahmet Efendinin oğlu olup 1284 h. senesinde (1867–1868) Karadeniz Ereğli kazasının Gülek (Güllük)(46) karyesinde doğmuştur. İstanbul'a gelerek Tirebolulu Ahmet Efendiden 1317 tarihinde icazet almıştır.1319’dan itibaren Ereğli kazasına bağlı Alaylı (Alaplı) nahiyesi müderrisliğine tayin olunmuştur. 1332’de (1916) iktidar-ı ilmiyesi olduğu sabit görülerek vazifesinde ibka kılınmıştır.(47)
Ereğlili Mustafa Vasfi Efendi: Ali Efendi’nin oğlu olup, 1284.h. senesinde (1867–1868) Bolu Sancağına bağlı Ereğli kazasında doğmuştur. Rüştiyeyi bitirmeden bırakmış ve 16 yaşında iken İstanbul’a gelerek Fatih civarında Samancızade Medresesine girip, Fatih Dersiamlarından Tirebolulu Ahmet Efendiden İlm-i Hikmet’e kadar okumuş ve yine Fatih Dersiamlarından Sultanyerli Hüseyin Kazım Efendiden İlm-i Hikmet bitirip, 1889’da ikinci icazetini almıştır. İkinci derslerinde de Fatih Dersiamlarından Serezli Hacı Eyüb, Muğlalı Rıza ve Hezargratlı Hafız Osman Efendilerden bazı dersleri tahsil etmiştir. İcra kılınan ruûs imtihanına girip ehliyetini ispat ederek Mart 1897’de Fatih Camiinde talebelerine ilk olarak icazetname vermiştir. Uhdesine Zilkade 1319’da İbtidâ-i Hariç İstanbul Müderrisliği tevcih olunmuş ve Zilkade 1322’de Hareket-i Haric’e terfi ve Zilkade 1326’da beşinci rütbeden Osmanlı nişanı ihsan olunmuştur. Muharrem 1909’da Eyüb Sultan civarında bulunan medreselerde ilim talim ve neşr etmek üzere müderris tayin edildiği gibi Eylül 1915’de Dârü’l-Hilfati’l-Aliyye Medresesi Kısm-i Sani 7.sınıf 1.Şubesi İlm-i Tevhid Müderrisliğine tayin olunmuştur. Müşarünileyh Ereğlili Vasfi Efendi, 28 Haziran 1921’de vefat etmiştir.(48)
Zonguldaklı Emin Sıtkı Efendi: Mahmutoğlu Hasan Efendi’nin oğlu olup 1291 (1874–1875) h.senesinde Zonguldak’ın Akşeyh(49) karyesinde doğmuştur. 1305 senesinde, İstanbul’a gelerek Süleymaniye civarında Dökmeci-i Ulâ Medresesinde ikamet etmiştir. 1318 Haziranında icazet almıştır. Bu tarihten itibaren köyünde ders okutmaya başlamış ve Teşrinievvel 1325’te (1908) Zonguldak’ta inşa olunan medreseye resmen müderris tayin olunmuştur.(50)
Zonguldaklı Hasan Efendi: Kocaoğlu Hasan Efendi’nin oğlu olup, 1301 h. senesinde (1883–1884) Zonguldak’ın Saka köyünde (52) doğmuştur. Memleketinde bir miktar okuyup Ereğli Hamidiye Medresesinde saf ve nahiv okumuştur. Akabinde İstanbul’a gelerek Beyazıt Camii Dersiamlarından Hadimi Abdülbaki Efendinin derslerine devam etmiştir. 25 Teşrinisani 1320’de Kısmet-i Askeriye Mahkemesine dâhil olmuş ve 4 Ağustos 1325’te (1907) rahatsızlığı sebebiyle bu vazifeden ayrılmıştır.(52)
Zonguldak Müftüsü İsmail Hakkı Efendi: İsmi bilinen İlk Zonguldak Müftüsü, İbrahim Hakkı Efendi'dir. Milli Mücadele yıllarında, Zonguldak Müftüsü İbrahim Hakkı Efendi; Müdafaa-yı Hukuk Cemiyeti'nde başkanlık yapmıştır. 1925-1926'da Zonguldak Müftüsü İbrahim Hakkı Efendi'nin görevi başında olduğu; Devlet Salnamesinde yer alan bilgilerden anlaşılmaktadır. 1916 tarihli İlmiye Salnamesinde Zonguldak Müftüsü olarak ismi geçmektedir.
Zonguldak Müftüsü ve Zonguldak Müfaaay-ı Hukuk Cemiyeti Başkanı İsmail Hakkı Efendi.


Devrek Müftüsü Abdullah Sabri Efendi’nin ismi, İlmiye Salnamesinde sehven Abdullah Cebri olarak yazılmıştır.
Kaynakça:
1- Osmanlı Arşivleri, Tarih: 28/B /1322 (Hicrî) Dosya No:71 Gömlek No:60 Fon Kodu: Y..PRK.UM..
2- Abdülhamit Kırmızı, Abdülhamit'in Valileri, Klasik yay, İst 2007, shf 117
3- Tarih: 19/Ş /1322 (Hicrî) Dosya No:122 Gömlek No:1322/Ş-047 Fon Kodu: İ..HUS.
4- Ömür Çelikdönmez, Zonguldak'ta İlk Cami Kavgası, www.haberzonguldak1.com, 03.03.2008
5- Tarih: 05/Ca/1326 (Hicrî) Dosya No:1259 Gömlek No:6 Fon Kodu: DH.MKT.
6- Tarih: 20/B /1332 (Hicrî) Dosya No:33 Gömlek No:60 Fon Kodu: DH.İD..
7- Tarih: 18/N /1332 (Hicrî) Dosya No:90 Gömlek No:47 Fon Kodu: DH.EUM.EMN.
8- Ömer Yılmaz-Saffet Can, Zonguldak İli Cumhuriyet Öncesi ve Sonrası Eğitim, Zonguldak İl Milli Eğitim Müdürlüğü yay, Zonguldak 1988, shf 104
9- Hasan Ataman, Çaycuma, Ekin Yay, Çaycuma 2001, shf 265
10- Ekrem Murat Zaman, Zonguldak Kömür Havzasının İki Yüzyılı, TMMOB Maden Mühendisleri Odası yay, Ank 2004, shf 56
11- Doç Dr Ali Sarıkoyuncu, Milli Mücadelede Zonguldak ve Havalisi, Kültür Banklığı yay, Ank 1992, shf 210
12- Tarih: 02/N /1323 (Hicrî) Dosya No:1022 Gömlek No:36 Fon Kodu: DH.MKT.
13- Tarih: 02/Za/1323 (Hicrî) Dosya No:1440 Gömlek No:1323/Za-01 Fon Kodu: İ..DH..
14- Ömür Çelikdönmez, Zonguldak'ta İlk Cami Kavgası, Devrek Postası, 30 Haziran 2008 Pazartesi
15- Tarih: 29/S /1326 (Hicrî) Dosya No:1244 Gömlek No:5 Fon Kodu: DH.MKT.
16- Ömür Çelikdönmez, Zonguldak'ta İlk Cami Kavgası, Devrek Postası, 30 Haziran 2008 Pazartesi. Ayrıca bkz Abdülhamit Kırmızı, Abdülhamit'in Valileri, Klasik yay, İst 2007, shf 117
17- Tarih: 08/Ca/1326 (Hicrî) Dosya No:310 Gömlek No:185 Fon Kodu: Y..MTV.
18- Tarih: 19/Ca/1326 (Hicrî) Dosya No:311 Gömlek No:92 Fon Kodu: Y..MTV.
19- Abdülhamit Kırmızı, Abdülhamit'in Valileri, Klasik yay, İst 2007, shf 117
20- Tarih: 26/L /1326 (Hicrî) Dosya No:2664 Gömlek No:67 Fon Kodu: DH.MKT.
21- Yrd Doç Dr Mustafa Eski, Kastamonu Valileri, Kastamonu Valiliği İl Özel İdaresi yay, Ank 2000, shf 66
22- Tarih: 08/B /1329 (Hicrî) Dosya No:33 Gömlek No:17 Fon Kodu: DH.İD..
23- Zonguldak Çatalağzı’na bağlı bir köy.
24- Tarih: 28/C /1337 (Hicrî) Dosya No:97 Gömlek No:361 Fon Kodu: DH.ŞFR.
25- Yeni adı Kemerköprü.
26- Günümüzde Bartın il merkezinde mahalle.
27- Sadık Albayrak, Son Devir Osmanlı Uleması, (İlmiye Ricalinin Terecim-i Ahvali), Medrese yay, İst 1980, shf 247 cilt 1
28- Sadık Albayrak, shf 310 cilt 4-5
29- İbnülemin Mahmud Kemal İnal, Son Hattatlar, Maarif Vekaleti yay, İ,st 1955 shf 349
30- Tarih: 29/Ca/1188 (Hicrî) Dosya No:129 Gömlek No:6442 Fon Kodu: C..DH..
32- Ömür Çelikdönmez, Devrek Tarihi, Devrek Ticaret ve Sanayi Odası yay, Ank 2000, shf 141
33- Sadık Albayrak, Son Devir Osmanlı Uleması, (İlmiye Ricalinin Terecim-i Ahvali), Medrese yay, İst 1980, shf 165 cilt 1
34- Pusula Odası soru sahiplerinin sorularını açık ve anlaşılır bir şekilde yazarak fetva odasına havale ederdi. Burası fetva odasının bir müracaat kalemi niteliğinde görüldüğü için müstakil bir oda değil fetva odasının bir bölümü olarak değerlendirilmiştir.
35- Sadık Albayrak, Son Devir Osmanlı Uleması, (İlmiye Ricalinin Terecim-i Ahvali), Medrese yay, İst 1980 shf 40 cilt 2
36- Sadık Albayrak, Son Devir Osmanlı Uleması, (İlmiye Ricalinin Terecim-i Ahvali), Medrese yay, İst 1980 shf 252 cilt 2
37- Ömür Çelikdönmez, Devrek’te Terzilik Mesleğinin Dünü Bugünü V, Devrek Postası Gazetesi, 17 Eylül 2008 Çarşamba
38- Sadık Albayrak, Son Devir Osmanlı Uleması, (İlmiye Ricalinin Terecim-i Ahvali), Medrese yay, İst 1980 shf 294 cilt 2
39- Sadık Albayrak, Son Devir Osmanlı Uleması, (İlmiye Ricalinin Terecim-i Ahvali), Medrese yay, İst 1980 shf 238 cilt 3
40- Ömür Çelikdönmez, Devrek’te Terzilik Mesleğinin Dünü Bugünü V, Devrek Postası Gazetesi, 17 Eylül 2008 Çarşamba
41- Geniş nüfuzlu, etkin nüfuza sahip.
42- Baş yazıcı, baş katip.
43- Mehmet Süreyyâ, Sicill-i Osmanî Yahud Tezkire-i Meşahir-i Osmâniye, yayına hazırlayanlar: Prof Dr Ali Aktan-Prof Dr Abdülkadir Yuvalı- Yrd Doç Dr Metin Hülâgu, Sebil yay, İst 1996, Cild I shf 267
44- Kağıda parlaklık vermek için yumurta akı ve nişastanın karıştırılmasında elde edilen ve kağıdın yüzeyine sürülen kimyevi madde. Bkz Dr Hasan Özönder, Ansiklopedik Hat ve Tezhip Sanatları Deyimleri, Terimleri Sözlüğü,Konya 2003, shf 3
45- İbnülemin Mahmud Kemal İnal, Son Hattatlar, Maarif Vekaleti yay, İst 1955, shf 91
46- Zonguldak iline 91 km, Ereğli ilçesine 41 km uzaklıktadır. Köyün iklimi, karasal iklimi etki alanı içerisindedir. Köyün ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır.
47- Sadık Albayrak, Son Devir Osmanlı Uleması, (İlmiye Ricalinin Terecim-i Ahvali), Medrese yay, İst 1980 shf 80 cilt 2
48- Sadık Albayrak, Son Devir Osmanlı Uleması, (İlmiye Ricalinin Terecim-i Ahvali), Medrese yay, İst 1980 shf 275 cilt 4-5
49- Zonguldak merkeze 29–30 kilometre uzaklıkta, Kozlu ilçesine bağlı bir orman köyü.
50- Sadık Albayrak, Son Devir Osmanlı Uleması, (İlmiye Ricalinin Terecim-i Ahvali), Medrese yay, İst 1980 shf 33 cilt 2
51- Zonguldak merkez Kozlu ilçesi köyüdür. Karaelmas Üniversitesi öğretim görevlilerinden Yrd Doç Dr Hüseyin Koca’nın akrabasıdır. Ancak kendisinin bu konuyla ilgili şimdiye kadar yayınlanmış bir araştırması bulunmamaktadır.
52- Sadık Albayrak, Son Devir Osmanlı Uleması, (İlmiye Ricalinin Terecim-i Ahvali), Medrese yay, İst 1980 shf 70 cilt 2
53-